İçeriğinizi iyileştirmeniz için 5 basit tasarım önerisi

Tasarım, blog yazılarınızdan tweet’lerinize kadar ürettiğiniz bütün içeriklerin esas noktasıdır. Aynı zamanda en ilgi çekici -özellikle tasarımcı olmayanlar için- ve kimseden yardım almanızın mümkün olmayanı. Hem görsel olarak en çekici olanı, hem de amacına uygun olanı üretmeye çalışıyoruz. Ama bu çok da kolay olmayabiliyor.

Şimdi, başlıkları sizi biraz rahatsız edebilecek 5 tasarım önerimiz olacak. Ancak gerçekleri görmenin vakti geldi de geçiyor.

1. O seçtiğiniz font değil, başka bir şey

İçeriğiniz üzerinde çok çalışıyorsunuz, haliyle boşa gitmesini istemiyorsunuz. Okunması zor bir font seçmeniz, içeriğinizin boşa gitmesini sağlamanın en kolay yolu.

Seçtiğiniz fontlardan içeriğinizin okunduğu her yerde işe yaradığından emin olun, dev bir ekranda da küçük bir telefonda da. Bunu yapmanın en uygun yolu bu içeriğin görüntülendiği mecrayı hem web’de hem de mobilde test etmek. Ulaştırmaya çalıştığınız mesaj için bir font seçmek, mesajın kendisi kadar önemlidir. Bu fontun boyutu, zemine göre rengi gibi pek çok değişken var. Şifrelerimiz şu: Estetik fontlar, uyumlu renkler, uygun boyutlar.

2. İçeriğinizdeki stok fotoğrafların hepsini daha önce gördük

Hepimiz stok fotoğrafları kullanırız. İçerik üreten herkes için bu iş neredeyse kaçınılmaz. Bir gün bir hevesle legolarla ilgili bir şeyler yazmaya karar verirsiniz. Ve muhtemelen evinizde lego yoktur. İçeriğiniz için mümkün oldukça, stok fotoğraf kullanmamak için çaba gösterin. En azından en çok satan, standart stok fotoğrafları kullanmayın. Biraz vaktinizi ayırıp farklı şeyler arayın.

Eğer profesyonel fotoğraf çekimi yapamıyorsanız, size bu süreçte yol gösterecek sayısız online fotoğraf çekme ve düzenleme eğitimleri var. Udemy’deki eğitimler fena değil. Tek seferde çok sayıda fotoğraf çekin, düzenleyin ve bir ay boyunca, hatta aylarca içeriğiniz için kullanın. Sosyal medya ve web sayfanızdaki içeriğin oluşturacağı pozitif etki küçümsenemez. İyi, konuyla alakalı fotoğraflar her şeyi değiştirebilir.

İyi fotoğraf seçimi, iyi markayı yansıtır. Örneğin, Apple, The Gap ve Calvin Klein bu işi iyi yapıyor. Hatta Apple’ın iPhone 6 için yaptığı çekimlerde, kameradaki çıkıntıyı iyi bir açıyla nasıl gizlediğini hatırlayın. Bu çoğu kişi tarafından eleştirildi ancak ortada bir düzenleme yok, sadece iyi fotoğraf.

3. Bütün dünyayı Instagram’la filtreleyemezsiniz

Instagram filtreleri pek çok fotoğraf için mükemmeldir. Kötü fotoğrafları katlanılır hale getirebilir. Karanlık bir çekime birazcık ışık katmak da iyidir. Ve Instagram’da paylaşacağınız fotoğrafları düzenlemekte iyidir.

İyi olmadıkları nokta ise sosyal medya ve pazarlama için kullanacağınız fotoğraflarınızın bir kısmını veya tamamını düzenlemek.

Birçok işletme, fotoğrafları ‘düzenleme’de filtrelere güveniyor. Gerçekte, bu filtrelerin çoğu fotoğrafta ciddi farklılıklar yaratır, var olan renk veya tonları değiştirir. İçerik pazarlamada berraklık anahtardır ve çoğu Instagram filtresi bunun aksini sağlar.

Bu, Instagram filtrelerini asla kullanmayın demek değil. Ama bu filtreleri koltuk değneği olarak kullanmayın. Filtreler, efekt için gelişigüzel kullanılabiliyorken, filtrelenmemiş fotoğraflar kullanmak en iyi pratiktir. Burada bahsettiğimiz şey fotoğrafı olduğu gibi kullanmak değil. Instagram filtreleri gibi ağır pek çok modülden geçirmek. Aynı anda hem satürasyon, hem renk tonlaması, hem de kontrastla oynayıp fotoğrafta belirli noktaları iyileştirirken, belirli noktaları kötüleştirebilirsiniz. İçeriğinizde kullandığınız fotoğraf, tasarımın kalbidir ve buna doğru filtreler uygulanmalıdır.

4. İçeriğinizde içerikten çok call-to-action var

Call-to-Action, pazarlamanın esaslarından biri. Hedeflerinize ulaşmanıza yardım edecek bir içerik için vaktinizi harcıyorsunuz, sonra her yerine buton koyup işi mahvediyorsunuz.

İçeriğinizi destekleyen görselde çok fazla call-to-action bulunmamalı. Hatta en iyisi, -algıyı ve dikkati toplayabilmek için- tek bir call-to-action kullanmak. Eğer bu içeriği bir web sayfanızda barındırıyorsanız, sayfanızdaki tek call-to-action’ın bu içerikte bulunması daha da iyidir. Sayfanızda ne kadar az sayıda call-to-action varsa, ziyaretçileriniz butonlara tıklamaya daha meyilli olur. Eğer 5 farklı konuyla alakalı içerik varlığı için 5 farklı buton varsa, insanları korkutur ve kafalarını karıştırırsınız.

Özetle CTA’i pas vermeye benzetin. Hedefinize aynı anda beş pas gönderirseniz hiçbirini tutamaz. Bu yüzden en etkili oyuncunuzla, en etkili pası yapın. Estetik olmayı da unutmayın, şık paslar atın.

5. Web sayfanızı yapan çocuk kör olmuş

Ziyaretçiler web sayfanız için her şey demektir. Web sayfanızda insanlara doğru mesajı, doğru şekilde vermeniz gerekiyor. Maalesef pek çok işletme web sitelerinin -özellikle ana sayfasına- ne buluyorsa ekliyor. Hatta bazıları var ki, içeriği tek bir sayfaya sıkıştırmada oldukça uzmanlaşmış. Aynı sayfada şirketin sertifikaları, duyuruları, hizmetleri ve iletişim bilgileri ile kurucusunun mesajının videosu var. O siteyi yapan çocuğun kör olduğunu duyduk.

Evet, şirketiniz 7 farklı sektörde hizmet veriyor ve insanların bunu bilmesi için web sitenizi ziyaret etmesini istiyorsunuz. Ama bu hizmetlerin her birini kendi tanımı, fiyatı, fotoğrafı, videosu ve aynı sayfada linkiyle sıralamak hiç kimsenin hiçbir şeye tıklamayacağını kesinleştirir. Daha fazla içerik Erladığınız ya da tasarlattığınız siteye sadece esas olanları koymaya çalışın. Ve asla unutmayın: beyaz alanlar en büyük dostunuzdur.

Kaynak : SosyalMedya.co